Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uyanışa Çağrı

Belki de her şey yalandı. Belki de gökten adalet inmedi, inmeyecekti de. Belki de kurtarıcı hiç gelmeyecekti. Biz bekledik, bekledik… Ama beklemek sadece zincirlerimizi ağırlaştırdı. Artık yeter! Göğe çevirdiğimiz eller, gökten değil, bizden medet ummalı. Çünkü zulüm gökten inmedi, zulüm insanın içinden doğdu. Ve o zulmü yine insan yıkacak! Ey sessiz kalan kalabalıklar! Ey çığlıklarını yutkunan halk! Neden susuyorsunuz? Neden hâlâ kurtarıcı bekliyorsunuz? Bakın çevrenize: Adalet arıyorsunuz ama zalimin saltanatını büyütüyorsunuz. Merhamet istiyorsunuz ama kardeşinizi açlığa, susuzluğa terk ediyorsunuz. Bir gün biri gelecek, her şeyi düzeltecek diye avunuyorsunuz. O gün gelmeyecek! Çünkü o gün biz ayağa kalktığımızda gelecek! Artık sorumluluğu göğe fırlatma vakti bitti. Artık boynumuza geçirilmiş zincirleri kendi ellerimizle kırma vakti geldi. Hakikati göklerde değil, kendi yüreğimizde bulacağız. Adaleti masallarda değil, kendi ellerimizle kuracağız. Ey halk! Ayağa kal...

Sessizliğe İsyan

Belki de en başından beri yanıldık. Belki de göğe çevirdiğimiz her bakış, sadece kendi yansımamızı gördü. Belki de dudaklarımızdan dökülen dualar, boşluğun içine düşüp kayboldu. Ve biz o boşluğa “cevap” dedik, avunmak için. Ama neden bu kadar acı var? Neden mazlumların çığlığı göğe yükselirken gökten hiçbir ses inmedi? Neden adalet dediğimiz şey, insanın ellerinde paramparça oldu? Kardeş kardeşi boğarken, biri kan döktü, diğeri dua etti. Oysa dua, kanı durdurmaya yetmedi. Belki de gök hiç konuşmadı. Belki de sessizlik, aslında cevabın kendisiydi. Bizim duyduğumuzu sandığımız şey, yalnızca kendi korkularımızın yankısıydı. Çünkü gerçek, dayanılmaz derecede ağırdı. Ve biz, o gerçeğin yükünü taşımak yerine, hayali kurtarıcılara sarıldık. Bir gün gelecek, bizi kurtaracak diye bekledik. Ama gelmedi. Gelmeyecekti de. Çünkü bu dünyayı karartan şey, dışarıdaki bir kudret değil, içimizdeki boşluktu. Merhameti unutan kalplerdi, adaleti boğan hırslarımızdı. Biz, kendi putlarımızı ke...

Tanrının Sustukları

Bir yer var içimde, kelimenin ulaşamadığı. Oraya kimse dokunamaz. Orası artık inancın bile barınamadığı bir boşluk. Yıkıldım, evet. Ama bu bir çöküş değil sadece—bu bir çırılçıplak kalış. Hayalin, umudun, duanın bile terk ettiği bir duruş. İçinde Tanrı bile sustuğunda ne kalır geriye? Ben oradayım şimdi. Bir çocukken öğrettiler: Gökyüzüne bak, biri seni izliyor. İyilik yap, görür. Kötülükten kaç, cezalandırır. Dualar et, duyulur. Ve ben o gözlere baktım. Dizlerim üstüne çöktüm. Açtım ellerimi. Ve yıllar geçti, gökyüzü hep sessizdi. Önce "imtihan" dediler. Sonra "sabır", sonra "kader". Ama acı, kelimelere itaat etmez. Bir annenin evlatsız kalışını izledi gözlerim. Bir çocuğun açlıktan öldüğü coğrafyayı. Bir masumun, “Allah büyüktür” diye bağıran eller tarafından boğazlandığını. Ve dedim ki: "Eğer bir Tanrı varsa, bu dünyaya neden bu kadar uzakta?" Ya da daha korkuncu: "Belki de hiç burada değildi…" Biz sadece sessizliğe anlam mı yükledik...

Sessizlikte Yankılanan

Bir gün, her şeyin sustuğu bir anda, kendi içime doğru yürümeye başladım. Orada ne bir kitap vardı ne de bir peygamber sesi. Sadece ben vardım. Ve benle konuşan o derin, karanlık boşluk. Dediler ki "Bir anlam var bu evrende, bir el dokunur her şeye, her şeyin ardında bir hikmet saklı." İnandım. Çünkü inanmamak, boşlukla yüzleşmekti. Çünkü boşluk korkunçtu. Çünkü anlamsızlık, ölümden bile beterdi. Ama sonra o el dokunmadı… Çocuklar ağladı, kimse susturmadı. Dualar yükseldi, cevap inmedi. Masumlar can verdi, gök seyirci kaldı. Ve biz, sustuk. Çünkü "imtihan" dediler, "sabır" dediler. Dediler de dediler… Ama yananın içi yandı, görenin kalbi taş oldu. Ben sordum. İçimden, sessizce, hatta bazen korkarak. "Ya yoksa?" “Ya o hep beklediğimiz hiç gelmeyecekse?” "Ya biz, karanlıktan korkan çocuklar gibi, kendi hayalimizle kandırdıysak kendimizi?" Çünkü bazen Tanrı’nın sesiyle konuşanlar, en çok kana buladı dünyayı. Ve adına secde edilen şeyler, z...

Belki de Biz Yanıldık

Belki de her şey sandığımız gibi değildi. Belki de göğe her bakışımızda bizi izleyen biri yoktu. Belki de dualar sadece kendi iç sesimizdi, cevapsız kalan fısıltılar. Ve biz bu sessizliği bir cevap sanıp avunduk. Yeryüzünde adalet aradık, gökyüzünden merhamet dilendik. Ama zulüm gökten inmedi, insanın içinden doğdu. İnsan, kardeşini boğarken bir eliyle dua etti, diğer eliyle kan döktü. Ve biz bu çelişkiyi görmezden geldik. Belki de o vaat edilen kurtarıcı hiç gelmeyecekti. Belki de hiç var olmamıştı. Belki de biz umutsuzluktan bir isim uydurduk, bir silüet çizdik karanlığın içinde. Yarının yükünü omuzlayacak biri lazımdı çünkü. Bekledik. Sessizce, çaresizce. Ama o hiç gelmedi. Ve şimdi soruyorum: Eğer bir hakikat varsa neden bu kadar acı var? Eğer bir düzen varsa neden bu kadar adaletsizlik? Eğer bir yaratıcı varsa neden bu kadar sessizlik? Belki de yoktu. Belki de biz öyle sandık. İnanmak kolaydı, çünkü gerçek çok ağırdı. Bir sonsuzluk hikâyesi yazdık ki bu anın yükü hafiflesin. Ama h...