Sessizlikte Yankılanan

Bir gün, her şeyin sustuğu bir anda,
kendi içime doğru yürümeye başladım.
Orada ne bir kitap vardı ne de bir peygamber sesi.
Sadece ben vardım.
Ve benle konuşan o derin, karanlık boşluk.

Dediler ki "Bir anlam var bu evrende,
bir el dokunur her şeye,
her şeyin ardında bir hikmet saklı."
İnandım.
Çünkü inanmamak, boşlukla yüzleşmekti.
Çünkü boşluk korkunçtu.
Çünkü anlamsızlık, ölümden bile beterdi.

Ama sonra o el dokunmadı…
Çocuklar ağladı, kimse susturmadı.
Dualar yükseldi, cevap inmedi.
Masumlar can verdi, gök seyirci kaldı.
Ve biz, sustuk.
Çünkü "imtihan" dediler, "sabır" dediler.
Dediler de dediler…
Ama yananın içi yandı,
görenin kalbi taş oldu.

Ben sordum.
İçimden, sessizce,
hatta bazen korkarak.
"Ya yoksa?"
“Ya o hep beklediğimiz hiç gelmeyecekse?”
"Ya biz, karanlıktan korkan çocuklar gibi,
kendi hayalimizle kandırdıysak kendimizi?"

Çünkü bazen Tanrı’nın sesiyle konuşanlar,
en çok kana buladı dünyayı.
Ve adına secde edilen şeyler,
zincire vurdu aklımızı.

Düşünüyorum…
Eğer o varsa, neden saklanır?
Neden zulme sessiz kalır?
Neden yeryüzü bu kadar kimsesizdir?

Belki de biz Tanrı’yı değil,
umudu kaybetmemek için
bir hayali sevdik.
Bir gökyüzü çizdik ki,
yerin karanlığına dayanabilelim.
Ve o hayali öyle çok büyüttük ki,
gerçeği göremez olduk.

Ben şimdi soruyorum:
Gerçek nedir?
İnanç mı, yoksa içimizdeki korkuların
kutsallaştırılmış hâli mi?

Eğer hiçbir şey yoksa…
Bu bile bir başlangıç olabilir.
Çünkü yoklukla yüzleşmek,
bir başkasının gölgesinde yaşamaktan
daha dürüst, daha hakiki.

Belki de biz yanıldık.
Ama yanılmak, gözlerini açmaktan daha kötü değildir.
Ve ben artık,
gözlerimi kapatarak inanmak istemiyorum.
Görmek istiyorum.
Gerçeği, ne kadar çıplak ve soğuk olursa olsun.
Çünkü gerçek, kutsallıktan daha adildir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belki de Biz Yanıldık

Sessizliğe İsyan

Tanrının Sustukları